23 NİSANLARIMIZ VARDI BİZİM…

0
38

1970’lı yıllar…

Siyah beyaz fotoğraflar çağı. İçine kapalı kendi kendine yetebilen bir ülkenin ilkokula yeni başlayan çocuklarıydık…

Okul çantalarımızda ders kitabından çok; sevgi, saygı, doğruluk, dürüstlük, iyi yurttaşlık taşırdık biz…

Daha Mart başlarında başlardı bizim 23 Nisan hazırlıklarımız…
İçimiz içimize sığmazdı günler yaklaştıkça… Geceleri rüyalarımıza bile girerdi yapacağımız tören…
Hiç unutmam, yamalı bir pantolonum, kara lastik bir ayakkabım, ablanın önlüğünden kesilip biçilen, gömlek palto arası bir önlüğüm, boynumu kesen bir beyaz yakam ve ögretmenim tarafından üç numara kesilen saçlarım vardı benim.
Öğretmenim bayram öncesi hepimizi bedava tıraş ederdi.
Birbirimizin kafasına bakar bakar gülerdik…
Anam, 23 Nisandan birgün önceden küllü sudan çökertilmiş sarı altın renkli suyla ve yeşil defne sabunuyla kafama vura vura yıkardı beni… Öyle hamamda falan değil, evimizin ortasında, ulu orta…
Önlüğümün söküğünü, yırtığını diker, erkenden yatmamı tembihlerdi…
Gece, yandıkça körelen sarı titrek kandil şavkında yıldızlar içinde görürdüm dedemin anlattığı Mustafa Kemal’i. Yunan ordularını katmış önüne İzmir’e kadar süpürüşünü izlerdim.
Gözleri çukuruna düşmüş, zayıf bedeniyle bayrak gibi dalgalanırdı doru atın üstünde…
Ayağında doğru dürüst fotini olmayan, kursağına bir lokma ekmek girmemiş askerleriyle birlikte emperyalizmi süpürürlerdi ha bire..
Gözleri uygarlık bakardı.
Saçları aydınlık…
Sabah erkenden okulun yolunu tutardım elimde bir tahta kaşık, bir yumurta ve içinde çuval yarışı yapacağımız büyük harar…
İki sınıflı okulun önünde kiremit kırmızısı bir bayrak dalgalanırdı. Bayrak değildi sanki dalgalanan bizim küçücük yüreklerimizdi…
Yaşlılar, gençler, çocuklar, bayramı izlemek akın ederdi okulun bahçesine…
İstiklâl Marşımızı okurduk özgürce…
Ve andımızla; varlığımızı koca bir köyün insanları önünde Türk varlığına armagan ederdik…
O an büyük bir alkış kopar, seslerimiz alkış seslerine karışır, masmavi gökyüzüne yükselir giderdi.
Dağlar çınlardı kırlangıç sabahlarında…
Gözyaşlarını tutamazdı, yüzleri kırış kırış nineler. Arada bir bağırırlardı… “Var olun, siz çok yaşayın” tören geçisinde daha da sert atardık adımlarımızı…
Biz yoksul bir milletin, gelecekteki ümitleriydik. Bizi değil de sanki ülkenin geleceğini görebilmek için gelirlerdi törenlerimize…
Öğretmenimiz konuşma yapardı sonra… Köyün evlerinin kiremitleri parlardı o konuştukça…
Yarışlar başlardı… Çuval içinde kanguru gibi yükseğe zıplayalar, yumurtasını düşürenler, ayranın içinden bozuk para arayanlar…
Ağlayanlar, sevinç çığlığı atanlar… Sonra mandoline sarılırdı öğretmenimiz. Halka olur Harmandalı oynamaya geçerdik hepimiz…
Alkış, alkış, alkış…
Çocuk aklımızla hiç bitmesin isterdik o gün…
23 Nisan Hiç bitmesin…
Oysa biz büyürdük 23 Nisanlar biterdi.
O günden bugüne ülke yedi iklim üç kıta değişti…
Ayağa çarık olmayacak olanlar, başa çarık oldu… Siyah beyaz renkler önce renklendi, sonra kirlendi…
Önce yamalı pantolonlar, sonra soğukkuyu lastik pabuçlar, sonra da, siyah önlükler terk etti bizi.
Sonra otomobil geldi, sonra renkli televizyon, sonra cep telefon geldi.
Sonra köy okulumuz kapandı. Önündeki bayrak çırpınmaktan yoruldu, duvarlar sarardı. Camlar kırıldı, yalnızlıktan sıvaları döküldü.
Önüne oturup hüngür hüngür ağlarsınız. Çocukluk hatıralarımız kurumuş otlar altında kalmış, su içtiğimiz çeşmenin musluğu söküĺmüş, büyük bir hazan mevsimidir Türkiye…
Okullar kapandı…
Küçücük çocuklar, yerinden sökülüp başka topraklara zeytin ağaçları kadar mutsuz…
O 23 Nisanlarımızı çok özlüyor, çok arıyoruz…
Çocuklarının bayramlarını ellerinden alan, bir başka varmıdır ki?
23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramımız kutlu olsun!
Kaynak: Erdal Atıcı

22 Nisan 2021.

facebook.com/Sifin