“Gazi Kovan” 1921 Mart’ında İnönü Ovası’nda bozkırda ayaz hakimdir.

0
135

1921 Mart’ında İnönü Ovası’nda bozkırda ayaz hakimdir.

Ethem Çavuş’un sırtı donmakta, elleri kavrulmaktadır.

Evladı gibi sevdiği 75’lik topları 18 saattir yorulmaksızın doldurmaktadır.

Üst üste isabetli atışlar düşmanın adeta kafasına inmektedir. Ethem Çavuş bir mermi daha almak için sandığa elini atınca bir gariplik farkeder.

Bir merminin üstüne yazı yazılmış, çaputla bir çivi sarılmıştır.

Yazıyı okumaya vakit yoktur, mermi derhal ateşlenir.

Düşen kovan sandığa geri koyulmaz, kenara ayrılır. Hava iyice kararıp düşman mevzileri görülmez hale gelince ateşe ara verilir.

Herkesin aklı kovanın üstünde yazan yazıdadır.

Komutan, askerlerinin meraklı bakışları altında kovanı eline alır ve yazıyı okur.

“Seyfi Çavuş, 4.Alay, 2.Tabur, 8.Batarya, 7 Ocak 1921, İnönü” Bu mermi kovanı 2 ay önce İnönü’de kullanılmıştır.

Ankara’daki İmalat-ı Harbiye’de çalışanlar yazıyı farkedince üstüne çaput ile ucu iyice inceltilmiş bir çivi bağlayarak tekrar cepheye yollamışlardır.

Belli ki kovan aracılığıyla İmalat-ı Harbiye’de çalışan Kamil Usta’ya müjdeli haber verilir.

Evlat yuvaya geri dönmüştür. Üstünde yeni bir de yazı vardır.

“Aksekili Ethem Çavuş, 8.Alay, 3.Tabur, 1.Batarya, 20 Mart 1921, İnönü”

Kovan düzeltilir, barutu doldurulur, mermi çekirdeği yerine oturtulur. Bir çivi sarılır yine üzerine çaputla.

Artık yeni görev yerine gitmek için hazırdır.

Kamil Usta her seferinde sanki evladını askere yolluyormuşçasına uğurlar mermiyi.

Artık İmalat-ı Harbiye’de herkes o mermiye “evlat” demeye başlamıştır. Kovan bir buçuk yıl boyunca tam sekiz kere Ankara’ya döner.

Böylece kovanın üzerindeki mesaj sayısı da sekizi bulmuştur.

Mesaj yazanların sekizi de başka alay ve taburda görev yapan, birbirini tanımayan ancak ortak hedef için mücadele eden Kahraman Mehmetçiktir. 9 Eylül 1922’de Şanlı Türk Ordusu İzmir’e girer.

Aynı tarihlerde kovan da Ankara’daki evine döner.

Bu sefer üzerinde bir künye, bir de mektup vardır.

Kamil Usta mektubu dilkatlice açar ve herkesin duyacağı bir sesle okumaya başlar. “Allah’a şükürler olsun ki düşman kaçıyor. Muzaffer Türk Ordusu kafiri kovalıyor. Güzel İzmir’e yakınız artık. İki gün önce Banaz’daki muharebede Seyfi Çavuş şehit düştü. Künyesini ailesine göndermek istediysek de ailesinin düşman tarafından katledildiğini öğrendik. Kovandaki yazılardan anladığım üzere bu topçu neferlerinin bir ailesi de siz olmuşsunuz. Bu sebeple Seyfi Çavuş’un künyesini size yolluyorum.
Yüzbaşı Muhsin Talat, 4.Alay, 2.Tabur, 8.Batarya, 5 Eylül 1922, Salihli”

İmalat-ı Harbiye’de herkes ağlamaya başlar. Hiç tanımadıkları halde iki satır yazıyla kardeş oldukları Seyfi Çavuş vatan uğruna şehit düşmüştür.

Kamil Usta boğazında düğümlenmiş hıçkırığıyla tezgahın başına geçer, kovanı yenilemeye başlar.

Seyfi Çavuş’un künyesini de iki perçinle sabitler kovanın dibine. Savaş bitmiş, zafer elde edilmiş, kovanın tekrar gönderilmesine gerek kalmamıştır.

Teğmen Hamdi Vasıf, mühimmat depolarında yapılan sayım esnasında mermiyi bulur.

O esnada Mustafa Kemal Atatürk, Çankaya’daki sofrasında ayağa kalkmış ve bıçağını hafifçe tabağına vurmuştur. Herkesin dikkati 42 yıllık ömrünü milleti için adamış, kalan ömrünü de adamak için ant içmiş Ulu Önder’in üstündedir.

Atatürk derin bir nefes alır ve..

“Beyler! Yarın Cumhuriyet’i ilan edeceğiz!”

Ertesi gün meclisten “Yaşasın Cumhuriyet” sesleri dalgalanır. Cumhuriyet’in ilanı 101 pare top atışı ile kutlanır.

101. atış Cumhuriyet’in imzası niteliğinde olacaktır.

Bu son top sesi subayların kılıç selamı eşliğinde deldi göğü.

Kovan, o kovandı.

Evlattı, evladıydı Türk Milleti’nin. Bu son top sesi;

Aziz vatanımızın kaleleri hile ve zorla zaptedilmişken, bütün tersanelerine girilmişken, ordularımız dağıtılıp memleketimizin her köşesi bir fiil işgal edilmişken… Ve bütün bu şartlardan daha elim ve daha vahimi, iktidara sahip olanlar, gaflet, dalalet ve hatta hıyanet içinde, şahsi çıkarlarını işgalcilerin siyasi amaçlarıyla birleştirmişken..

Ve millet açlık ve sefalet içinde bitap düşmüşken… 19 Mayıs 1919’da Samsun’dan başlayıp, 9 Eylül 1922’de İzmir’de biten..

Görülmemiş bir galibiyetin temsilcilerini dizlerinin üstüne çökerttiğimiz..

Dünyada eşi benzeri olmayan o Büyük Kurtuluş Savaşımızın… Vatan uğruna gözünü kırpmadan toprağa düşen aziz şehitlerimizin..

Gözleri yaşlı anaların..

Topyekün bir milletin bağımsızlık çığlığının sesi oldu… O sesin sahibi “Gazi Kovan” bugün Ankara MKE Müzesinde Cumhuriyet’i yaşamaya devam ediyor..

Alıntı: Gerçek Kahramanlar.
Kaynak:SosyalMedya