Geldim Kaldım Güldüm Öldüm.

0
130

3 Haziran 1963 sabahıydı. Vera her zamankinden erken uyandı. Günün sıcak olacağı anlaşılıyordu Pencereden içeri giren güneş odayı ısıtıvermişti. Vera, Nazım’ı uyandırmamak için yataktan kalkmadı.

Ama az sonra saat yedi buçuğa doğru apartmanın kapısındaki kutuya gazetelerin konduğunu duydu. Kapağın açılışını Nazım da duymuştu. Vera’yı uykuda sanarak usulcacık yataktan fırladı. Ayaklarının ucuna basa basa koridora geçti, sessizce kapıyı açtı kutudan gazeteleri aldı. Birden dizlerinin bağı çözüldü, gözleri karardı, yere yığıldı kaldı. Bir bacağının üzerine oturmuştu, öteki bacağını ileriye uzatmış gibiydi. Sırtı kapıya dayalıydı. Bağıracak, Vera’yı çağıracak gücü kalmadan gözlerini kapamış ve dünyaya veda etmişti.

Vera yatakta onun dönüşünü bekliyordu. Ses çıkmayınca meraklandı. Telaşla yerinden fırladı, tuvaletin kapısını açtı, Nâzım yok. Banyonun kapısını açtı, Nâzım orada da yok. Mutfak kapısını açtı, Nazım yine yok. Kapıya koştu.

Bir de baktı Nazım yerde başı öne eğik, gözleri kapalı, kapıya yaslanmış kalmış. Vera ellerini Nâzım’a uzattı, en ufak bir kımıldama yok. Çılgına döndü. Acı gerçeği anlamıştı. Hemen telefona koştu, en yakın arkadaşının numarasını çevirdi ve hıçkırıklar arasında, “Nâzım öldü!” dedi. Ne diyorsun, olamaz. Ben hemen geliyorum.” Az sonra avluya bir ambulans geldi. Beyaz gömlekli doktorlar ve hastabakıcılar çıktı içinden, üst kata tırmandılar. Nazım’ın elini tuttular, nabzını aradılar, kalbini dinlediler, Nâzım daha yere düşmeden ayakta ölmüştü. Vera konuşamıyordu Ağzı kilitlenmişti.

Daha sonra Kremlin Hastanesi’nin doktorlari geldi. Nâzım hâlâ kapının arkasındaydı. Yerde posta kutusunun anahtarı ve gazeteler vardı. Beyaz gömlekliler Nazım’ın pasaportunu istediler. Vera yatak odasında Nâzım’ın cebinden pasaportunu alarak sayfaları çevirdi. Içinde el yazısıyla yazılmış şu şiiri buldu:

VERA’YA

Gelsene dedi bana
Kalsana dedi bana
Gülsene dedi bana
Ölsene dedi bana

Geldim
Kaldım
Güldüm
Öldüm