ÇİÇEKLERİN VE MAYALARIN TARİHİ YOLCULUĞU..

0
136

Bir mübadele gerçeği…
ÇİÇEKLERİN VE MAYALARIN YOLCULUĞU..

Nihayet zorunlu göç olacağı anlaşılmış.. Söylentiler gerçekleşmiş, tedirgin bekleyiş sona ermişti…

Herkes sahip olduğu mal ve mülk sayımını yaptırmakta. Köy muhtarları ve azaları mümkün mertebe köy halkını mübadele hakkında bilgilendirmekteydi.

Belgeleri incelediğimizde Anadolu’dan mübadele ile gidecek olan Rumlara Yunan hükümeti ve Fener Rum Patrikhanesi öncülüğünde zengin Rumların katkılarıyla mübadelede göçmenlerin neler yapması gerektiği konusunda bilgilendirilmiş.

Çoğunluğu varlıklı ve eğitimli Rumlar bilinçli hareket ederek taşıyabildikleri bütün taşınmazlarını çeşitli şekillerde götürmeye veya paraya çevirmeye çalışmıştır.

Yunanistan’daki Müslüman köylerinin çoğuna hala mübadelenin boyutlarını anlatacak heyetler gidememekte kulaktan dolma haberler söylentiler yayılmakta Müslümanların mallarını bedava üzerlerine geçirmeye çalışanlar tarafından “yakında geri döneceksiniz geldiğinizde size tekrar veririz diyerek kandırılmaktadırlar.

Eşyalar, hayvanlar, evler, tarlalar çok ucuza satılmaktadır. Kesriye’ye gelen Uluslararası komisyon yetkilileri tarafından Jerveni köyünün ve köylülerinin mal beyanlarına dayalı tespitler yapılır.

Günler süren yazılım bittikten sonra köyü terk etmeleri bildirilir… Çıkılacak yol ulaşım güçlükleriyle doludur. Yayan ve At arabalarıyla yola çıkılacaktır

– Bir şey almanıza gerek yok acil ihtiyaçlarınızı alın gideceğiniz yerlerde bıraktığınız eşyaların karşılığı var denildi denilmesine ama…

Mübadele haberini alan Jerveni Köyü halkı, Jerveni Köyü Muhtarı Bayram Himmet Hoca ve azaları toplanarak kendi aralarında ne yapacaklarını konuştular.

Ne yapacaklardı? Ne götürebilirlerdi? Gidecekleri yerde ne bulacaklardı? Neyle karşılaşacaklardı?

Uzun süren konuşmalardan sonra köy halkı bir karar alır ve karara herkesin uymasını isterler. ‘ Herkes her şeyini götüremez fakat elimizde var olan eşyalardan kullandığımız aletlerden her aile bir alet götürürse gittiğimiz yerde birbirimizden alır ya da örnek olarak bakarak yaparız’’ . Her aileye görev verildi.

Yanlarında getirdikleri eşyalardan bazıları: Dokuma tezgâhı ve aparatları
– Terazi
– Saç ( börek yapmak için)
-Semer
– Yayık
– Hamur Teknesi
– Hamur Açma Tahtası
– oklava –
–Balta
– At ın Eyeri ve kolonları
– Çamaşır Yıkama Teknesi
–Ceviz Ezeceği
– Mısır
– Kuru Fasulye
– Arpa
– Buğday-v.s tohumları. .

Herkes yatak yorganını özel eşyasını var olan kıyafetlerini götürecekti. Fakat iki şey o kadar özeldi ki bunlar nasıl gidecekti?

Bu bilinmeyen yolculuğa nasıl dayanacaktı? Bunların gitmesi gerekiyordu. Ama nasıl? Bu iki konu kadınların çözebileceği konulardı. Ekmek mayası ve çiçekler.

Köy kadınları kendi aralarında tıpkı erkeklerin yaptığı gibi toplanıp neler götürebileceklerine dair konuşmuşlardı.

Kadınlar için en önemli olan ekmek mayasıydı. “ mayamız kaybolmasın mayasız ne yaparız, nasıl ekmek yaparız, nasıl börek yaparız. “ Eğer bir evde maya biterse hayatta biter’’….

Herkesin biraz maya alması gerektiği belki yollarda bozulur biraz un ile arada bir tazeleriz diye düşünüldü. Birkaç kadın’’ mayayı güneşte kurutup gittiğimiz yerde suyla ıslatır mayayı canlandırırız’’ diyorlardı.

Kadınların çoğunluğu buna karsı çıkmış ‘’’ maya kurursa tekrar yaşamaz ölür mayanın taze olması gerekir’’ diyordu. Kadınlar sonunda birkaç kadın mayayı kurutarak götürecek.

Birkaç kadının da mayayı taze olarak götürecek ve yolculuk boyunca maya her üç günde bir tazelenecekti.

Çiçekler ah o mis gibi kokan çiçekleri nasıl bırakacaklardı. “Kokumuz nefesimiz burada kalırsa biz ölürüz’’ diyordu kadınlar. Tohumları olan çiçeklerin tohumlarını aldılar. Fakat kök olan çiçekleri nasıl götüreceklerdi?

Bir çömleğin içerisine kökleri ile birlikte çiçekleri koyup götürmeye karar verdiler. Yol boyunca çiçekler ve ekşi maya, onca sıkıntılara, açlığa, yokluğa hatta ölümlere rağmen aylarca süren yolculukta önemini ve özel yerini hep korudu.

Maya bir, kaç günde bir küçük bir parça alınır un ve suyla yeniden karıştırılır ve tazelenir diğer yandan çiçeklere her gün su verilir güneş yakmasın diye üzeri örtülür sararan her bir yaprak için herkes kederlenirdi.

“ Mayamız da çiçeklerimizi de insanlar gibi perişanlığı bitmeyen bu yolculuktan nasibini aldılar. İnsanlar gibi onlarda yollarda telef oldular. Geldikleri yeni memleketlerinde Nevşehir/Mustafa paşa da dalları ve kanatları kırık olarak yeşermeye tutunmaya kök salmaya çalıştılar.

En güçlü mis çiçeği çıktı. Yaprakları mis gibi kokuyordu. On iki kök getirdik sadece bu yeşerdi gözümüz gibi baktık yeşerttik herkes birbirine dal verdi kök verdi tıpkı bizim gibi kök salıp yeni toprakta yaşamaya çalıştılar’’.
Bu gün halâ Mustafapaşa’da her evde yeşeriyor ve mis gibi memleket kokuyor.

Ekşi mayamızda Kastorya/ Jerveni den Nevşehir Mustafapaşa’ya kadar geldi ve hala bugün Mustafapaşalı kadınlar Jerveni’den gelen o çok kıymetli mayayı kullanmakta ve çoğaltmakta. Kaynak:Süreyya Ateş/SosyalMedya/sifin